Kapat

Faizin Tanımı, Çeşitleri ve Politik Etkileri

Anasayfa
Ekonomi Faizin Tanımı, Çeşitleri ve Politik Etkileri

Faiz, ekonominin genelinde önemli bir konuma sahip olmakla birlikte reel ve finansal sektörün şekillenmesinde ve işleyişinde büyük ölçüde etkileri vardır. Finans sektöründe yatırım kararlarının oluşması ve uygulanmasında; reel sektörde ise para politikalarına bağlı olarak ve mal ve para piyasalarını etkileyerek ekonomik aktivitelere yön verilmesinde etkindir.

Faiz, paranın sermaye niteliğinde işletilmesinin karşılığında elde edilen getiri veya borçlanmanın maliyetidir. Farklı olarak faiz, paranın kullanım yani kiralama bedeli olarak tanımlanabilir. Bu tanımları açmak gerekirse, ekonomik birimlerin paralarını başkalarına fon olarak kullandırması durumunda getiri; borç alma karşılığında ise paranın karşılığında yapılan ödeme yani maliyettir. İlkine örnek olarak insanların bankalarda ellerindeki paraları vadeli mevduat hesaplarına yatırmaları karşılığında aldıkları getiri yani sermayenin getirisi; ikincisine ise bankadan borç olarak çekilen kredi kullanımına karşılık ödenen bedel yani borçlanmanın maliyeti verilebilir.

Ekonomide faiz ifadesi ile genellikle kastedilen şey faiz oranlarıdır. Uygulamada en bilinen faiz oranları nominal ve reel faiz oranlarıdır. Nominal faiz oranı, piyasada gerçekleşen cari oranı ifade ederken reel faiz oranı, r nominal faizden, i beklenen enflasyonun  arındırılması ile elde edilir. Enflasyon oranı yüksek olan ülkelerde reel faiz oranı şu şekilde hesaplanır:

Piyasada çok çeşitli faiz oranları bulunmaktadır:

  • Mevduat faizi: Bireylerin bankalarda açtırdıkları vadeli mevduatların karşılığında verilen faiz oranıdır.
  • Kredi faizi: Bankaların müşterilerine kullandırdıkları krediler karşılığında talep edilen faiz oranıdır. Bunun içerisinde taşıt veya konut gibi tüketici kredileri ya da ticari krediler yer alır.
  • Hazine veya DİBS faizi: Kamu kesimine fon sağlamak amacıyla, devlet tahvil ve bonolarının birincil piyasada alınması karşılığında teklif edilen faiz oranıdır.
  • Gösterge faizi: Vadesine iki yıl kalmış olsan kuponlu olarak alınıp satılan devlet tahvillerinin ikincil piyasadaki faiz oranıdır.
  • Politika faizi: Bir haftalık süreyle Merkez Bankası tarafından bankalar için uygulanan repo faiz oranıdır.
  • Gecelik faizi: Banka bilançolarını günlük olarak denkleştirmesi için Merkez bankası tarafından fon sağlama karşılığında uygulanan faiz oranıdır. Gün sonunda fazlası olan bankalar fon sağlarken, açığı olan bankalar fon talep eder. Faiz koridoru burada oluşur.
  • Geç likidite penceresi faizi: Caydırıcı nitelikte olan bu faiz oranı bankaların gün sonu işlemlerini geciktirmemeleri için uyguladıkları faiz oranıdır.

Merkez bankasının para politikası amaçlarına (fiyat istikrarı, döviz kuru müdahalesi) uygun olarak piyasa da müdahale ettiği faiz türü politika faizidir. Politika faizi, bir haftalık repo faiz oranını göstermektedir. Fon ihtiyacını karşılamak amacıyla bankalar, geri satın alma karşılığında, bono, tahvil gibi değerli kağıtları bir hafta süreyle Merkez Bankasına satar ve karşılığında Merkez Bankasına borçlanırlar. Merkez Bankası tarafından yapılan bu işlem, piyasaya fon sağlama işlemi, repo olarak adlandırılır. Merkez Bankasının bir hafta süreyle bankalara sağladıkları bu fon karşılığında bankların ödeyecekleri faiz oranı politika faizidir. Politika faizi, bankaların sürekli olarak uyguladığı kredi ve mevduat faiz oranlarını dolayısı ile piyasayı etkilemektedir.

Faiz Oranı Teorileri Nelerdir?

Ekonomide etkileri ile önemli olan faiz, farklı ekoller tarafından tanımlanmıştır.

İlk olarak, Klasik faiz teorisinde, denge faiz oranları tasarruf ve yatırımlara göre belirlenir. Tasarruf gelirin tüketime harcanmayan kısmıdır. Bu nedenle insanların tüketim yapmak yerine tasarruf etmesi onun getirisi yani faiz oranları ile ilişkilidir. Faiz oranı tasarruflarla doğru orantılıdır. Faiz oranı arttıkça, tasarruflarda artacaktır. Yatırım ise üretimi arttırmak amacı ile sermaye stokuna yapılan ilavelerdir. Yatırımlar faiz oranları ile ters orantılıdır çünkü faiz oranlarının artması yatırımın maliyetinin yükseldiği anlamına gelir. Bu durumda, klasiklere göre faiz, tasarrufun getirisi olarak bilinir.

Keynesyen faiz teorisi ya da likidite tercihi teorisi, denge faiz oranın para piyasasında para arz ve talebine göre belirlendiğini savunur. Keynes’e göre insanlar işlem amaçlı, ihtiyat amaçlı ve spekülasyon amaçlı olmak üzere üç şekilde para talep ederler. Ayrıca bu teoriye göre insanlar servetlerini yalnızca para ve tahvil şeklinde tutarlar. Para talebini, gelir ve faiz oranları etkiler. Para talebi gelir ile doğru orantılı iken, faiz oranı ile ters orantılıdır. Faiz oranları arttıkça, insanlar elde tuttukları nakit karşılığında, faiz getirisini kaybedeceklerdir. Para arzı ise Merkez Bankası tarafından dışsal olarak belirlenir. Para arzı ile faiz oranları arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Merkez Bankaları, izleyecekleri politikalara göre bu şekilde faiz oranlarını belirler. Likidite tercihi teorisine göre, faiz likiditeden vazgeçmenin maliyetidir.

Neoklasik iktisatçılar tarafından ortaya atılan ödünç verilebilir donlar teorisine göre, faiz oranları ödünç verilebilir fon piyasasında arz ve talep dengesinde oluşur. Bu piyasada arz kaynakları işletmelerin veya devletin tasarrufları, bankaların sağladığı ek satın alma işlemleri oluşturur. Bu fonları kullanmak isteyenler de fon talep edicisi olarak bilinir. Bu teori, finansal işlemlerde daha çok tercih edilir.

Faiz Oranlarının Değiştirilmesi

Reel sektörde, faiz oranları değiştirilerek uygulanan para politikaları ile ekonomiye yön verilmeye çalışılır.

Faiz Oranlarının Arttırılması – Daraltıcı Para Politikası

  • Faiz oranı artışı tüketim harcamalarını (marjinal tüketim eğilimi) azaltacağından enflasyon düşer (TÜFE).
  • Faiz artışı ile yatırımcı maliyeti artacağından yatırımlar (marjinal tasarruf eğilimi) azalır. Maliyet artışı enflasyonu artıracaktır (ÜFE).  Ancak, bu durumdan nakit çalışanlar etkilenmez.
  • Borçların geri ödemeleri (faiz) yüksektir.
  • Faiz artışı ile tüketimde meydana gelen azalma ithalatı azaltacağından ülkede cari fazla oluşur.
  • Ekonomik büyüme yavaşlar ve istihdam kaybı (işsizlik) artar. Bu nedenle Merkez Bankasının uyguladığı bu politikaya daraltıcı para politikası denir.

SONUÇ: Öncelikle sıkı para politikasının ilk etkileri olarak, ekonomide cari fazla olması ve talep kaynaklı enflasyonun azalması olumlu etkilerdir fakat yüksek faiz, tüketim ve yatırıma bağlı olarak toplam talebi azaltacağından ekonominin küçülmesine neden olur. Bu nedenden dolayı da politikacılar tarafından tercih edilmez.

Dolaylı Etki: Uzun vadede yüksek faiz oranları kısa vadeli yurt dışı sermaye (yabancı sermaye – sıcak para) akımı artar. Böylece döviz rezervi artarken, döviz kuru azalır. Ülke para birimi (TL) değerlenir. Para biriminin değerlenmesi, ithalatı arttırır. Bu durum cari açık problemini doğurur. Dolaylı olarak enflasyon ya da cari açık problemi ile karşılaşmak mümkündür.

Faiz Oranlarının Düşürülmesi – Genişletici Para Politikası

  • Faiz oranlarının düşmesi tüketim harcamalarını artırır. Toplam talepte meydana gelen artış, fiyatların artmasına böylelikle enflasyon artışına neden olur (TÜFE).
  • Düşük faiz oranı yatırım maliyetini azalttığından, yatırımlar artar.
  • Borçların geri ödemeleri (faiz) düşüktür.
  • Düşük faiz oranlarının talep etkisi ile talepten kaynaklanan ekonomik canlanma meydana gelir. Merkez Bankasının bu politikasına genişletici para politikası denir.

SONUÇ: Genişletici para politikası, düşük faiz oranları ile enflasyonun ve cari açık varlığına rağmen ekonomik canlanmayı sağladığından politikacılar açısından daha çekicidir.

Dolaylı Etki: Düşük faiz oranları, sıcak para çıkışına neden olur. Döviz rezervi azaldığından ülke para birimi değer kaybeder. İhracat artar. Ülke cari fazla verir.

Türkiye tüketime dayalı veya talep kaynaklı büyüyen bir ekonomi olması ve üretim yetersizliğinden var olan talebi karşılayamadığından cari açık ya da enflasyon problemine maruz kalmaktadır.

Döviz kuru, Enflasyon ve Faiz İlişkisi

Bankalar bulundurdukları faiz oranlarını enflasyon oranından yüksek tutmaya çalışırlar. Enflasyonla aynı olan faiz oranının hiçbir getirisi olmadığından, bankada para tutmak mantıklı olmayacaktır. Ancak, yeterli mevduatı olmayan banka ticari faaliyetlerini yürütemez ve başkalarına fon (kredi) sağlayamaz. Bu nedenle banka faiz oranları, enflasyon oranından yüksektir. Bankalar bu iki oran arasındaki fark kadar kazanır.

Bu üç konseptin birbirine etkisini anlamak için ekonomide var olan ilk durumu anlamak önemlidir. Çünkü uygulanan politikalar ekonomide farklı sonuçlar doğurabilmektedir.

Türkiye’ de Durum:

Döviz kurunda meydana gelen artış, maliyetleri (enerji, girdi fiyatlar vb.) artırdığında, fiyatlar genel seviyesi (ÜFE) artar.

Maliyetleri düşürmek, yatırımı artırmak ve ekonomiyi canlandırmak gibi nedenlerle faizler düşürülmek istense de yapılamaz. Bunun nedeni ise ülkeye sıcak para girişini sağlamak için reel faiz oranlarının yüksek olması gerekir. Enflasyon düşürülmediği sürece faiz oranlarını düşürmek mantıklı olmayacaktır. Faiz oranları düşürülürse bir noktadan sonra faize yatırım yapmak yerine dövize yatırım yapmak karlı hale gelecektir. Bu nedenle asıl çözüm döviz kaynaklı enflasyonun azaltılması, döviz kurunun düşürülmesi ve döviz getirisi yüksek olan yatırımları (altyapı yatırımları yerine) yapılmasıdır. Çünkü var olan ekonomik sorunun asıl nedeni, döviz kuru yüksekliğidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler Yazılar

DAHA FAZLA GÖSTER